Önüm Arkam Sağım Solum Sanat!

İlk Sin

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Arama

istatistikler

Üyeler: 134
Haberler: 105
Linkler: 0
Ziyaretçi: 27321
Üzümler ve Sayıklamalar
Yazar Sinem Sal   
03 02 2010

Bilet kuyruğunda bekliyorum. Önümde, gece büyük ihtimalle turşu yemiş, saçlarını da taş sabunla iyi durulamadan yıkamış bir adam duruyor. Arkamdaki kadın telefonla konuşuyor. Kocasının banyoya döktüğü kıllardan ve üst komşusunun yatak seslerinden rahatsızmış. En iyi ihtimalle aynı sıkıntıyı paylaşan bir başka kadın arkadaşına dakikalarca bunları anlatıyor. Arada küfür ediyor.

            Sıranın bana gelmesi için yaklaşık altı tane daha kafa beklemem gerekiyor. Daha öndekileri göremiyorum. Yanıma bir çocuk geliyor. Kahverengi pantolonu ve yeşil gömleği var. İçinde ne yazdığını bilmediği birkaç gazeteyi koltuğunun altına sıkıştırmış satıyor. Yüzüne bakmadan almayacağımı söylüyorum. Gidiyor. Başımı kaldırıyorum. Başı örtülü bir kadın aşağıya düşecek gibi cam siliyor. Pencerenin bütün tozunu ve kirini sokağa döküyor. Temizlik böyle bir şey. Pislik ve kir temizlenmez. En fazla yer değiştirir. (Evet, boşluklar gibi.) Kadın camı silmek istemiyor. Geceleri sevişmek de istemiyor olabilir. Hatta bana kalırsa kocası tuzluğu istediğinde eğilip uzatmak bile istemiyor.

           

 
Öte ve Beri
Yazar Sinem Sal   
13 01 2010

 

                                                                                              “Doğrusu onun ölmüş olması beni mutlu ediyor.

Çünkü bu dünya ikimize yetecek kadar büyük değil.”

Halil Cibran

 

                Büyük ihtimalle geceydi, hatırlamıyorum. Yüzünde insanlığın bin yıllık sancısını taşıyordu. Ve ben her zamankinden daha hassas bir dengenin üstünde sırtımda on bin yıllık tahtadan sandıkla üç yüz iki yıldır yol almaya çalışıyordum. Hava yağmurluydu. Islak… Islak… Birbirimizin yüzünü göremeyecek kadar sevişiyorduk ya da çoğalmayı beceremeden bölünüyorduk birbirimizin lağım çukurlarında. Büyük ihtimalle geceydi ve günlerden perşembe olmalı. Hiçbir şeyin umurunda olmadığı kadar umurundaydı hayat. Sürekli gerçekleşmeyen hayallerinden bahseden bir zavallı gibi duruyordu karşımda. O, içten içe ağlayamadıkça, kendimi güçlü hissediyordum ve şöyle sesleniyordum:

-“Al, sırtımdaki meşe oymalı bu sandık, ve ayağımın altından kayıp giden otomobiller, yüzlerini seçemediğim seçsem de hatırlayamadığım insanlar, ceplerimden sokağa savrulan mavi ve yeşil kâğıtlar… İçinde bir ur gibi büyüyen huzursuzluğuna yakıştırdığın türlü türlü isimler onu huzursuzluk yapmaktan bir an olsun alıkoyduysa eğer ve sen başarabildiysen bir an olsun sadece kendi huzursuzluğunla yaşayabilmeyi, al diyorum.  Sandık içinde atılan bir tur bu dünya üstünde ne yazık ki kıpırtı sadece. Al diyorum. Bu “sırça fanus” olsa olsa tek kişiliktir. Öteki türlü kırılır.”

              

 
Pervaneler ve Enkazlar
Yazar Sinem Sal   
30 09 2009
Herkes kendi peşine düşmüştü. En büyük kaybımızı da burada yaşadık. Herkes kendi peşine düşmüştü. Kuyruğuna olta sallanan bir balığı yakalama ihtimalimiz kadardı şimdi kendimizle tanışmak. Herkes kendi peşine düşmüştü, üstelik kendisini bir başkası sanarak. Kovaladığınız ve kovaladığımız her neyin arkasından yetişmedik ki kendimize?

Ve sonrasında tüm bunlar, bir cumartesi akşamı eline geçen her şeyi içine tıktığın bavulla birlikte kaçtığın adadan şehre geri dönmek için son vapura binmeye çalışman gibidir. Şehrin gürültüsünden de bıkmışsındır. İliklerine kadar da yorgun olabilirsin. Ama o kısa ada yolculuğu sonrasında ulaştığın yerde konaklayamazsın da çünkü kendini tanımak gibi o salt vahşeti gerçekleştirmişsindir. Şehre giden son vapura binersin. Tıklım tıklım... Kalabalığa karışırsın. Tenha yerlerde dolaşmaman gerektiğinin sana hep tembihlendiği gibi tüm cinayetleri işleyen, tüm tecavüzleri gerçekleştiren insanların yanında kendini güvende hissedersin.

Etim, zihnime sınırdır ve zihnim ete dönüşür sınırlarımı terk etmeyince.
 
Dönüş Yolunu Ceviz Kabuklarından Tanıdım
Yazar Sinem Sal   
29 09 2009
Eğer şimdi durursak her şey paramparça olabilir/ Çünkü işin aslı şu an durursak/ Düşeceğiz

Peçetenin üstüne fırçanın en ince ucuyla bir noktalık boya bıraktım. Yayıldı. Büyüdü. Genişledi. Aceleyle peçetenin kenarlarını kıvırdım. Üflemeye başladım. Kurudu. Sigaramı yaktım. Nefes... Biraz daha. Peçeteye dokundum. Kupkuru. Sigaradan aşağı dudak büken külü kenarları kıvrık peçetenin ortasına döktüm.

İşte benim felaket tablom da bu!

 
Bardakta Can Çekişen Somon Balığı
Yazar Sinem Sal   
29 08 2009

- Günlerden ve yıllardan bir beklentim kalmadı. Yaptığım tek şey günleri ve yılları beklemek.

- Güzelim, inan bana onların umurunda bile değilsin... Bırak bu işleri. ...

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sonuç 1 - 10 Toplam 32