|
Yazar Sinem Sal
|
|
04 09 2010 |
|
- Sendeki can sıkıntısı besbelli. - Ne iyi. Bu bir yaşama belirtisi. (Şimdi her şeyi bırak ve şu parçayı aç: http://fizy.com/s/1nbpf0. Sonra ahşap ve yeşil perdelerin olduğu o odaya geri dön. İki kişi var. Karşılıklı. Biri uzun saçlı kızıl bir kadın, üstünde koyu yeşil bir elbise. Öteki siyah saçları beyaz yüzünün yarısını kapatan adam. Kahverengi bir gömlek giyiyor. Kadife, bordo koltukların üstüne oturmuşlar. Kadının zayıf ve kemikli ellerinde soğumuş bir fincan kahve. Aylardan eylül. Sene gerilerde değil. Sene 2010, dünya tarihi ile.)
|
|
|
Yazar Sinem Sal
|
|
07 08 2010 |
|
Bugün 7 Ağustos. Sene 2010. Ne çok benziyoruz eriyen mumlara, yanarken eriyen, erirken yanan mumlara, hepsi olurken damla damla ağlayan ve küçülen mumlara. Ama bunların tümü mumun var olma biçimi değildir de nedir? Hangi gezegenden istersen, buradan yazıyorum bunu sana. Eğer bir sesim olsaydı, inan ki şuydu: http://www.youtube.com/watch?v=ijQOyQkfTpg Sen, bunları ben yazmadan çok önce okumuştun, biliyorum. Elimde tuttuğum kitapta şöyle diyor: "göğün altındayız ve birlikte, unutma! göğün altında ve birlikte, unutma!"t.k.
|
|
|
Yazar Sinem Sal
|
|
01 08 2010 |
nerde kalmıştım? hiçbir yere varmadım ki hiçbir yere gitmediğim gibi.
|
|
|
Bir Taş Bile Batarken İz Bırakır, Suyun Üstünde |
|
Yazar Sinem Sal
|
|
13 04 2010 |
|
Taşın sıkıntısını biliyorum oysa. Taşın sıkıntısı kendi isteğiyle hareket edememesinde. Yer değiştirmesi için bir elin gelip onu fırlatması gerektiğini biliyor. Üstelik kalmak istemesi de kendisine bağlı değil. Sanırım daha fazlası değildik. Hepimiz bir başkasının bahçesinde taş… Sana gelince durdukça daha fazla yer kaplaman büyümenden değil. Bahçe daralıyor. Bahçe daralıyor. Bunu çok önceden bilmeliydin. Taşlar büyümez, olsa olsa parçalanır. Ben bundan çoğalmayı anladım, siz dağılmayı. Ve eğilip şöyle diyordu bana kayboluşunun esrarını arıyorum insanlığın, varoluşu kimse engelleyemeyecek. Herkes bana uyurken gördüğü rüyalardan söz ediyordu. Uyandıklarında rüya olduğunu anladıkları şeyleri yorumlamamı istiyordu. Bir gerçekliğe daha uyanış vardı belki. İki kişiden fazla değildik kendi içimizde. Tam iki kişi. Biri orada geceleri uyuyan, öteki burada gündüzleri uyuyan.
|
|
|
Yazar Sinem Sal
|
|
03 02 2010 |
|
Bilet kuyruğunda bekliyorum. Önümde, gece büyük ihtimalle turşu yemiş, saçlarını da taş sabunla iyi durulamadan yıkamış bir adam duruyor. Arkamdaki kadın telefonla konuşuyor. Kocasının banyoya döktüğü kıllardan ve üst komşusunun yatak seslerinden rahatsızmış. En iyi ihtimalle aynı sıkıntıyı paylaşan bir başka kadın arkadaşına dakikalarca bunları anlatıyor. Arada küfür ediyor. Sıranın bana gelmesi için yaklaşık altı tane daha kafa beklemem gerekiyor. Daha öndekileri göremiyorum. Yanıma bir çocuk geliyor. Kahverengi pantolonu ve yeşil gömleği var. İçinde ne yazdığını bilmediği birkaç gazeteyi koltuğunun altına sıkıştırmış satıyor. Yüzüne bakmadan almayacağımı söylüyorum. Gidiyor. Başımı kaldırıyorum. Başı örtülü bir kadın aşağıya düşecek gibi cam siliyor. Pencerenin bütün tozunu ve kirini sokağa döküyor. Temizlik böyle bir şey. Pislik ve kir temizlenmez. En fazla yer değiştirir. (Evet, boşluklar gibi.) Kadın camı silmek istemiyor. Geceleri sevişmek de istemiyor olabilir. Hatta bana kalırsa kocası tuzluğu istediğinde eğilip uzatmak bile istemiyor.
|
|
|
|
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>
|
| Sonuç 1 - 10 Toplam 32 |