|
Yazar Sinem Sal
|
|
23 04 2010 |
o günler de eksildi duvarlar, duvarlar, duvarlar yükseliyor ve bir balık gibi ortasındayım deniz desem, değil rakı desem, değil betondan daha soğuk baltalar gibi uzandı boynuma eller insanların elleri hayvanların elleri eşyaların elleri hangi ömürden kaçıyordunuz siz böyle bin küsür duanız vardır hepinizin bin küsür yılınız varmış gibi hangi incirin kabuğuydunuz hangi çekirdeğin inciri o günler de eksildi duvarlar, duvarlar, duvarlar alçalıyor ve bir çocuk gibi ortasındayım sokak desem, değil oda desem, değil ve böyledir, dedi bana bir peygamber gecenin himayesinden sıyrılan çocuk gibi kendi yarattığı dine tapacak bir kendi bulamadığı gibi kimselerle sevişemediği kimselerle dövüşemediği gibi yani, bak gözleri çivisinden ayrılmış insan gece, düzgün edilmiş bir küfür gibi gece, en çok ihtiyaç duyduğun gece, duvarları kendi ellerinle ördüğün gece, kendi yarattığın peygamber gibi bir kişi bile mi inanmadı sana çünkü benim bildiğim her gemi karada boğulur neyin ağzıydım ben böyle içimden çıkmak bilmeyen içimden ayrılmak bilmeyen içimden gelmeyen içimden bir türlü gelmeyen sözleri kim söyledi benden önce o günler de eksildi bir alkışın havada dağıldığı gibi dağıldı heveslerim bazen uykular rüya getirmez bazen rüyalar uyku Sinem Sal
|
|
|
Yazar Sinem Sal
|
|
23 04 2010 |
|
yalnızca benim fikrim değildi zaman zaman başkaları da söylüyor bir iğne ki bir arının kıçına girdiğinden utanıyor bir düşünce ki aklına gelse yanakların kızarıyor yalnızca benim fikrim değildi başınızdan dökülen yaldız olamaz başka bir isim altında yoklamış sizi: toz bir kapı aralığına da sığar her şey mesela çocukken, sevişen anne baba mesela açıldığında yüze vuran yığınla toz mesela daha erken girilmesi şart olan oda iki parmağım arasında sıktım inciri şehvet, bal, kurt iki parmak arasına da sığar her şey mesela o çok sevdiğin nikotin mesela kenevir tarlaları mesela kalemin sıktım yüzünü insanın, parça ve parça: köz aklım kendini içimdeki suya bıraktı oltalar! saldırın! oltalar! yakalayın! yalnızca benim fikrim değildi öpüşmeyi yasaklamak için boğazlarından kesmek insanları ve ben dahil kimse bilmiyordu hayat tam suratının ortasına indireceğin tokatı bileğinden kesen balta gibi eğildim de baktım tadına kendimin: haz buoyunlarınhiçbirininadıyalnızlıkolamaz Sinem Sal
|
|
|
Yazar Sinem Sal
|
|
13 06 2009 |
Belki teninin altında o, ağzı hiç susmayan aynalar kırılmaktan vazgeçtiği anda sen de dokunabilecektin kendine iklimine uygun bir mevsimin geçişi gibi uğurlayacak ve karşılayacaktın bir ötekini an dediğin, di'li geçtiğinde anı olacaktı artık ki bir bezginlik uzanır senin, bir ikindi vakti istiareye yatmış dilinde oysa terin, serin bir imzasıdır bedeninin ki sıksak boşalmıyor, bir meyvenin suyu bile çekirdeğine hapsetmiş özünü kırsan parçalanacak bekletsen kuruyacak diye vazgeçiyorsun evet, dün ve bugün yaptığın gibi evet, yarın ve ondan sonraki gün de olacağı gibi kök vereceksin toprağa kök verecek ve tek başına yükseleceksin göğün mavi olmaktan usandığı katına çıkacaksın taşıyacaksın meyvenin birini dalının güçlü ucuyla en yükseğe evet, kimsenin göremediği yerler gibi evet, dağ ve pusun arkasında kalan yerler gibi bir yere geleceksin kökünden uzak düştüğünden midir nedir , kimsenin olmadığı o yerde o çok sakındığın meyveyi çürütmeyi bekleyeceksin an, anı olduğunda değişmez takvimi Sinem Sal
|
|
|
Yazar Sinem Sal
|
|
14 04 2009 |
|
Sesler, yüzler ve ayaklardan geçiyorum Yanına gelirken ve getirirken sancılarımı karnımda Heyecanla açılacak kapılar bekliyor insan Yolların üstündeyken Baharat kokan sokaklardan geçiyorum Tenimde zamansız açmış bir sarmaşık Boynuma ve boğazıma dolana dolana Soğuktan korur sanıp koparıp atmıyorum Oysa insanlar, etrafta bulanık akan kalabalıktan artanlar Seni zamansız buduyorlar kollarından Bundan hiç açılmıyorsun bana Bense Bir yaprağın su sıkıntısında boğuluyorum Hani diyorum birkaç adım daha gitsem Çöl, kahvenin renginden usansa da Bir yerde terk etse iklimini Ben boynumda sarmaşıklarla koşturmasam Hani hiçbir şeyi değiştirmeden Olduğu ve kaldığı gibi bırakabilsem Kendine göre bir kıyı arıyorsun, bilmiyorsun: Gemiler karaya sadece dinlenmek için yanaşır Şimdi aradan yıllar geçmiştir Sis ve pus içinde Olsa olsa buzdur ellerimden kayan Buz ki ya kırılır ya erir eksik bir anı dokunur yanağımın boşluğuna ne yapsam ve ne etsem anımsayamam... -Dilerim dokunmuştur küskünlüğün Unuttuğun zamanlara Küskünlük közdür, eritir Suskunluksa körüktür Üflesen bir dua, bir de yangın kalır Geriye Ben olmasam kim, ne için ve niye anlatsın ki seni boynumda sarmaşık dalları büyüten kökü, dün gece kestim! Sinem Sal
|
|
|
Yazar Sinem Sal
|
|
07 04 2009 |
|
Bana verdiğiniz süngüyü sırık yaptım atladım gökkuşağından. Aşağıdan bakınca yedi renkmiş. Ben binlercesine daldım. Görmediniz. hayat tam ortasından bölüyor her şeyi ufuk çizgisi süngüdür ben bundan bölüşmeyi anladım siz yaralamayı evreni
oysa yara dediğin tazelenmesidir tenin ama senin kalbinde bir kafes salmıyorsun som reçel akıtacak ruhunu dışarı ama senin beden kovuğuna hiçbir kuş yuva yapmıyor diye atmıyorsun örümcek ağlarını
bir kuşun havalanması için iki kanadı birbirine değmemeli siz bundan ayrılığı anladınız ben uçabilmeyi Sinem Sal
|
|
|
|
<< İlk < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>
|
| Sonuç 21 - 29 Toplam 29 |