Kategoriler
| İlk Sin |
| Biyografi |
| Eti Zihne Dönüştürenler (Şiir-Sin) |
| Biri-kim?(Deneme- Sin) |
| Bellekten Kesitler(Hikaye- Sin) |
| Dökülenler ve Saçılanlar ( Günce - Sin) |
| Ziyaretçi Sin |
| Anke Sin |
| Ulaşım Sal |
Giriş Formu
Arama
istatistikler
Üyeler: 141Haberler: 113
Linkler: 0
Ziyaretçi: 32433
| Bardakta Can Çekişen Somon Balığı | E-Posta |
| Yazar Sinem Sal | |
| 29 08 2009 | |
|
- Günlerden ve yıllardan bir beklentim kalmadı. Yaptığım tek şey günleri ve yılları beklemek. - Güzelim, inan bana onların umurunda bile değilsin... Bırak bu işleri. ... Henüz kendime bile itiraf edemediğim bir korkuyla yine sokaktaydım işte. Saçlarımı toplamama fırsat olmadan evden hızla çıktım. Annemin ölümünden bu yana hiç değişmeyen tam yedi senelik bir cumartesi akşamıydı. Sokakta çok kişi kalmamış. Yine bir tek ben varım, koştura koştura eteğinden sesler çıkararak yürüyen ben. Az sonra meyhanenin camına vuracaktım . Çenesi masaya düşmüş , ağzı ve üstü anason kokan babamı zayıf sayılacak kollarıma getirecekti birkaç, babamdan aslında pek de farkı olmayan , tanıdık adam. Sonra yol boyu kime ve neye olduğu bilinmeyen küfürler edecektik, o sesli ben sessiz. Omuzlarıma değen tek erkek kolu ve boynumu sıkıca kavrayan o tek , güçlü el, balık ve anason sürtecekti derime. Zımparalayacaktı.Bazı evlerin hâlâ ışıkları yanıyor. Böyle zamanlarda hep o evlerin içindeki hayatları merak ediyorum. Onların da diline ekşi bir peynir tadı gibi mi geliyor hayat? Hepsinin değil eminim. Klasik müzik dinleyen mühendisler ve kütüphaneleri kitaplarla dolu öğretmenlerden söz etmiyorum. Sanırım birçoğu o ekşi tadın üstüne portakal dilimlemeyi öğrenmiş ilk önce. Tadı olmasa da kokusu güzel olsun diyorlar, haklılar da. Ama ya ötekiler... Beyoğlu'nun arka sokaklarında saçları esrar kokan ve metal müzik dinleyip bu dünyaya ve başta kendilerine sövenlerden söz etmiyorum. Ya da bileklerini kesenlerden. Demek istediğim ötekiler... Hani kendi hayatlarına son vermek ya da delirmek gibi bir lüksü olmadan sadece kabullenerek yaşamak zorunda kalan insanlardan bahsediyorum. Küflenmiş bir ekmeğin içindeki paslı bıçak gibi her biri. Çekmeye kalksan gelmiyor bıçak, kesmeye kalksan hamur değil taş kesilmiş. Herkesin ve her şeyin ortasında kalakalmışlığımla meyhanenin önüne geldim. Kahverengi çerçevenin içindeki akşam üstü yağan yağmurdan kirlenmiş cama vurdum birkaç kez. Babam hemen köşede oturuyor, üstünde bordo paltosu ve başını omuzlarından içeri doğru çekmiş, kafasını gövdesine gömmek istercesine. Cama birkaç kez daha vurdum. Mezeleri getirip götüren genç çocuk babamı işaret etti. Başımla onayladım, Omzuna dokunup ona bir şeyler söyledi.Aralarında geçen kısa sohbetten sonra babam ufak bir kahkaha atıp şişede kalan rakıyı bardağa dökmeden içti. Giderek üşümeye başladığımdan olduğum yerde bir sağa bir sola gitmeye başladım. Aramızdaki üç masalık mesafe yaklaşık olarak on dakikada gelindi. Alışık olmadığım bir durum da değildi bu zaten. Meyhanenin sahibi Ali Erkan ve yanında çalışan genç çocuk babamı kollarıma bıraktılar. Boyum ancak omzuna gelmesine ve tek kolumla sırtının yarısına kadar sarabilmeme rağmen artık babamı daha rahat taşıyabiliyordum. Annemin öldüğü ilk sene bu yolu her cumartesi akşamı defalarca düşerek yürüyorduk. Sanırım insanın kaldırdığı ağırlık aynı olunca giderek hafifliyordu. Ya da alışıyordun. Şimdi nefesi tam da boynumda ve kalbi kulağımın içinde atıyor gibi. Zaten onun bir organı gibiyim. Kendime bile hükmüm yok. Kışa doğru koşturan bu aylarda rüzgâr suratıma küfrediyor. İliklerime kadar nefretle doluyum, iliklerime kadar gözyaşı, iliklerime kadar pişmanlık , iliklerime kadar acı, iliklerime kadar özlem... stelik iliklerimi çözecek bir düğme bile bırakmadılar üstümde. Yani bu gece de önceki gecelerde olduğu gibi bağrım açık ve üşüyorum. Sakalları beyaz tenime batıyor. Acıtıyor. Biraz daha avuçlasa sol omzumu ağlayacağım. Sanki o koca adamın sakallarına bir yağmur indirecek gözlerim ve yumuşayacaklar. Yapamıyorum. Ya da yapmıyorum .Zaten sessizlik bozuluyor. - Evleniyorum.Kurtulursun sen de. Kıçına kına yakarsın, ha? Ne halt edersen edersin işte o zaman. Bakkalı da satarım , bana yeter şimdiye kadar çalıştığım. Az da sen bak zaten. Otururum evimde kurarım rakı soframı. Benden iyisi yok. Musa'nın kiracısı dul kadın geldi bugün dükkana. Musa'ya söyledim ulan ayyaş herifin tekiymişim. Onun da gözü var tabii. Kurtulursun işte lan sen de, evleniyorum. - İyi. - İşine geldi değil mi? Zor geldi taşımak haftada bir gün. Orospu olsan sesin çıkmaz taşırsın ama değil mi, parasıyla diye?Öyleeeee, öylee...Bana öğretecek sanki , kaç yaşında adamım ben... Duymuyorum. Kulaklarımda bir avuç bala üşüşmüş gibi arılar uçuşuyor. İğnelerinde zehir var üstelik. Batırmadan sadece korku salıyor üstüme. Lanet olsun, birinizin iğnesine saplansa ya tenime diyorum. Yok ! Eve geliyoruz.Demir kapıyı açmak için babamı duvara yaslıyorum. Kilit , dilini yuttu ve kapı açıldı. Ben de dilimi yutuyorum yıllardır. Sesimi, söyleyeceklerimi, küfürlerimi, aşklarımı, sevgilerimi, her şeyi yutuyorum; ama ben yuttukça kapı kapanıyor üstüme. Annem yaşasaydı demekse bir bedduadan başka bir şey değil bu saatten sonra. Yaşasaydı da keşke bu yükleri o yüklenseydi demek çünkü bu. Susuyorum. Ayakkabılarıyla birlikte babamı yatağa doğru sürükledim. Hâlâ "evleniyorum , kurtuluyorsun" diyordu. Giderek sesi azaldı.Üstünü yeşil , çiçek desenleri olan kadife battaniye ile örttüm. Nefesi yavaşlamaya başladı.Eli karnının üstündeydi.Karşısındaki koltuğa geçip izlemeye başladım. Oda ve ellerim sigara, balık ve ekşi ter kokuyordu. Kısık sesle radyoyu açtım. Kabloyu arkaya doğru kıvırdım. Son günlerde evdeki her şey bozulmaya başladı. Babam her küfretmeye başladığında kulağımdan yükselen arı sesler gibi seslerden geçerek bir kanalı ayarlayıp gözlerimi kapadım. Ağlar gibi şarkı söyleyen bir kadın sesi: " Ben sesinden geçemedim Bekle demedin ondan gittim Senin sesin şimdi hangi gökte Sözündeki büyü bitti" Terk edilmiş biri gibi ağlamaya başladım. Terk edilmiş ve o bolca acılarını duyduğum kadınlar gibi. Ses çıkarmadan ağlamak zorundaydım yine. Radyoyu kapatıp battaniyeyi başıma kadar çektim. Yastığım ıslaktı. Terk edildim, evet. Belki birkaç gün sonra yine gelirdi, bir başka şarkı daha farklı çizerdi hayalime onu. Kim bilir belki de bir gün dinlediğim bir şarkıyla sarışın ötekiyle kumral ve izlediğim bir filmle esmer olmaktan çıkardı beni terk eden bu adam. Ellerimi bacaklarımın arasına götürüyorum. Gözlerim ıslak. Az önce beni terk eden adam yine karşımda. Bu defa kumral ve gözleri yeşile kaçıyor. Birlikte ağlıyoruz. Yanımda babam. Ses çıkarmak imkansız. Çığlıklar içinde ağlayasım var. Yanımda babam. Ellerim bacaklarımın arasında. Yüzüm ıslak. Odada anason kokusu.Duvarda ayet. Gece, anneme kadar küfrediyor. Kulağımda arılar... Sinem Sal |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
