| Bir Taş Bile Batarken İz Bırakır, Suyun Üstünde | E-Posta |
| Yazar Sinem Sal | |
| 13 04 2010 | |
|
Taşın sıkıntısını biliyorum oysa. Taşın sıkıntısı kendi isteğiyle hareket edememesinde. Yer değiştirmesi için bir elin gelip onu fırlatması gerektiğini biliyor. Üstelik kalmak istemesi de kendisine bağlı değil. Sanırım daha fazlası değildik. Hepimiz bir başkasının bahçesinde taş… Sana gelince durdukça daha fazla yer kaplaman büyümenden değil. Bahçe daralıyor. Bahçe daralıyor. Bunu çok önceden bilmeliydin. Taşlar büyümez, olsa olsa parçalanır. Ben bundan çoğalmayı anladım, siz dağılmayı. Ve eğilip şöyle diyordu bana kayboluşunun esrarını arıyorum insanlığın, varoluşu kimse engelleyemeyecek. Herkes bana uyurken gördüğü rüyalardan söz ediyordu. Uyandıklarında rüya olduğunu anladıkları şeyleri yorumlamamı istiyordu. Bir gerçekliğe daha uyanış vardı belki. İki kişiden fazla değildik kendi içimizde. Tam iki kişi. Biri orada geceleri uyuyan, öteki burada gündüzleri uyuyan. Rüyalar gibi evet. Yani gördüklerin değil aslolan. Biraz şiir gibi. Hangi kelime sesiyle bir anlamda ki? Kimse bilmiyor, kimse bilmiyor kahve çekirdeklerini ve tahta masaları. Gece uykularından uyanıp gündüz uykularına geçtiklerinde yorumluyorlar. Yani bu dünyanın şeylerine benzetiyorlar rüyalarında gördüklerini. Buna gerçekten inanabiliyor musun ? Kendi zihinlerine en yakın oldukları anda seyrettiklerini kendi kurmacaları olmayan bir dünyanın eserlerine benzetiyorlar. Oysa ben sevmem alıntılarla konuşmayı. - İnsanın tek şeyle arasında mesafe yok sanıyordum: kendisiyle. Ve hayatı boyunca onu aramaya devam ediyor. Çember. Çember. Çember. Doğduğumuz ilk anda kendi yayından fırlamış ok gibi uzağa atılıyoruz. Uzaklaş…Uzaklaş…Uzaklaş… İlerledikçe kendinden hem uzaklaşıyorsun hem yakınlaşıyorsun. Çember! Ne daralıyor ne büyüyor.Bir yere gittiği de yok.Kendinden çıkıp sen kendine varırsın, farkına bile varmadan. O başlangıç ve son noktası aynı. İnsanlar bilmediği bir dünyaya doğdukları için ağlıyor. İnsanlar alıştıkları ve bildikleri bir dünyaya öldükleri için ağlıyor. Oysa ben de sevmem alıntılarla konuşmayı; ama bir başkasının bahçesindeki o biçimsiz taşlardan biri olarak atılmasaydım uzağa kendi bahçemde ayağıma takılan taşları daha ne kadar süre ayıklayacaktım temizlemek niyetiyle? - İşte bundan belki de, doğduğu ilk anda ileri doğru atılan bir oka benziyor insan. Adı yoksa kendi de yoktur. Yani insan dediğin senin, bir şeyleri sınırladığı anda var oluyor. Önce zamanı mevsimlere böldüler, sonra bedenini organlarına… İnsan yalnız insanda kaldığı sürece tanımlayamazdı kendisini diye başkalarıyla tanışıyor, sevişiyor, belki evet dediğin gibi uzağa fırlatılıyor, ben bundan havalanmayı ve uçabilmeyi anlıyorum. Ki senin ayrılık dediğin, nesnenin bir başka şeye yakınlaşmasıdır. Boşluk… Boşluk… Boşluk dediğin bir başka boşluğu doldurmak için yerinden kaldırdığında arkasından açılan. Öyleyse boşluk dolmaz, en fazla yer değiştirir. - İçime sığmazlığım bundandır o hâlde. O kadar şeyle doldurdum ki içimi kendi ruhuma nefes alacak yer kalmadı. - Kendi içine doldururken bunca şeyi kalabalıklardan sıkılman ve anlamsız kılman hepsini bundandır. Boşluk yer değiştirdi. İçinde değil evet. Yaptığın tek şey şuydu ne kadar gereksiz şey varsa kendi içine yüklenip karşında hiçliği bıraktın. Boşluk yer değiştirdi evet. Ama hep şuna inanmıştım ben, bazen hiç, yoktan iyidir. Evet, bazen hiç, yoktan iyidir! Sinem Sal |
| Sonraki > |
|---|
| İlk Sin |
| Biyografi |
| Eti Zihne Dönüştürenler (Şiir-Sin) |
| Biri-kim?(Deneme- Sin) |
| Bellekten Kesitler(Hikaye- Sin) |
| Dökülenler ve Saçılanlar ( Günce - Sin) |
| Ziyaretçi Sin |
| Anke Sin |
| Ulaşım Sal |


