|
Cevabı İnsanın Doğasında Var |
E-Posta
|
|
Yazar Sinem Sal
|
|
16 04 2009 |
Aniden saplanan sancı gibidir kasıklarında. Sabaha karşı artan ateş gibi, doktora gitmek için çıkılan yolda geçen karın ağrısı gibi. Konaklanmak için aranan bir göğüs gibi. Düşlerinin tam da tepesindeyken başının altından aniden çekilen yastık gibi.Öğrendiklerin...
Öğrendiği ne varsa sadece acı anından öğrendiğini sanan insanlardan söz ediyorum sana. Öğrendiğini sanan insanlardan. Yaşadığı acı sonrası güçsüzlüğüne bakakalanlardan. Tanrının, senden eksik olduğunu sandığın varlıkları sadece şükretmen için yarattığına inanman gibi bir şey bu. Güçsüzlük anlarını görmeye en çok bundan ihtiyaç duyar insan.
Bana çok yorulmaktan söz ediyorsun, hem de hiç durmadan. Hani bunu anlatmaktan hiç yorulmadan ve usanmadan. Durul diyorum sana biraz, durul. Hani her yere karışma istediğinden kurtul biraz ve sonra durul. İnsan, diyorsun bana, hep kendi duymak istediklerini bir başkasına söylüyor. İnsanın bir başkasına yaptığı eziyet kendi öğretisidir aslında. İnsan, duymak istediği gibi konuşuyor, sevilmek istediği gibi seviyor. İsteğinden çok ihtiyacını veriyor ve alıyor aslında.
Oysa sen kendine bir "öte" yaratmak istiyorsun. Gerçekliğin ötesini sorguluyorsun, gördüklerinin ve duyduklarının ötesini.Geçemediğin zaman "beri"ye geliyorsun. Hani bir türlü beceremiyorsun şu anda kalabilmeyi. Geriye öte beri bırakıyorsun.
Sen, bilinmeyene anlam yüklemeye çalışan... Hem de henüz görmemiş ve tatmamışken. Hani geleceğe ahkam kesen sen.Bir çocuk bile önce görüyor, sonra konuşuyordu. Önce dokusunu, sonra adını öğreniyordu nesnenin.
Sen olduğun yerden daha yükseğini aradın kendine. Kulaklarındaki uğultudan yakındın ulaşınca. Bense ceplerini boşalttım dün gece, ağır taşların hepsini bir bir çıkardım, uçman kolay olsun diye.
Oysa doğada her şey dengedeydi. Ait olduğu yerden huzursuz olan ve orada durmaya devam eden bir varlığı tanımadım. Ait olduğu yeri değiştiren kuşları tanıdım. Onlar da yapamayacaklarını anladıkları iklimde zoraki konaklamalardan kaçınıyorlardı. Yaşayacağın yere gitsen gitsen sen giderdin.Yer dediğin çekime mahkum kalmış. Çakılı ve sabit. Fakat ayakların mekanları değiştirmen için verilmişti sana.
Zihnini ete dönüştürdüğün andan itibaren çürümesine de hazırlıklı olacaktın. Tıpkı ruhunu bedene dönüştürdüğün anlarda olduğu gibi boğazında düğüme, kalbinde sıkışmaya ve midende sancıya sebep olan o anlarda olduğu gibi...
Ve doğa anılara gereksinim duymuyor. Fotoğraflara da. Bunu biz insanlar yaratıyoruz sadece. Geçmişe özlem duyacağımızı biliyoruz.Oysa doğa kendini yeniliyor. Biliyor ki biri dökülmeden ötekine yer açılmaz.
Solmak, önceden yeşil olduğunun kanıtıdır. Bana yitirmekten söz ediyorsun. Keşke bu sahip olmanın sonucu olmasaydı. Sinem SAL |