| ben renk körüyüm bu gördüğünüz turuncu aslında yeşildir! | E-Posta |
| Yazar Sinem Sal | |
| 22 11 2008 | |
|
Bir gün hiç gidilmemiş bir yerde belki de şu ana kadar hiç görülmemiş ya da görülmüş ama isimlendirilmemiş bir renk görecektik. Beynimiz büyük ihtimalle gözümüzün gördüğü o rengi algılayamacaktı. Mora benzetecekti o rengi ya da kırmızının bir tonuna. Ton dediğin de bir farklılık değil midir oysa? Bilinçaltımız hayal ve gerçeği ayırt edemiyordu. Bu yüzden kendisine inandırılan gerçeklerin bir başkasının hayali olduğundan habersizdi. Gerçeğin dışına biraz çıkarsanız kabullenmeyecekti onu beyniniz, algılamayacaktı. Sizin kafanızı kaldırıp aya bakmamanızın onun orada var olmasını engelleyemeceği gibi beynimizde ona sunduklarımıza inanıyordu. En beklenmedik olayları bu anlarda yaşıyorduk aslında. Hiç beklemediğiniz insanların canınızı acıtmasını, hiç gitmez sandığınız insanların hayatınızdan gitmesini ya da hiç ihtimal vermediğiniz insanların sizi mutlu etmesini ve hiç gelmez sandığınız insanların hayatınıza gelmesini. Katlettiğimiz o kadar ırk mevcut ki beynimizde. İnsan öncelikle kendi duygularını katlediyordu. Acı duygusundan kaçmak adına olmadık şeyleri alıp basıyorduk yaralarımıza. Hissetmemeyi öğrenmeye çalışarak beynimizin bir bölümünü kullanılmaz hale getiriyorduk kendi ellerimizle. Acıdan kaçmış oluyorduk evet. Daha doğrusu acıyı kaçırmış oluyorduk beynimizden. Koca bir boşluk bırakıyorduk beynimizden attığımız acının yerinde. Sonrası mı ? Sonrası bu boşluğu doldurmak adına oradan buradan apartacağınız başka başka eylemlerle dolacak. Hiç dinlemediğiniz müzik türlerinin çaldığı konserlere gideceksiniz, iş çıkışında düzenlenen yemeklere daha çok katılacaksınız, diğer insanlara daha çok ilgi gösterecek daha çok ilgi alacaksanız. bir süre boyunca belki de sevip sevmediğiniz her ne varsa hepsiyle ilgilenecek, hepsini o acı boşluğunun içine dolduracaksınız. Beyninizin bir bölümünün kullanılmaz hale gelmekten çıkıp bir çöplüğe dönüştüğünü ancak o koşuşturma içinde bir nefes alıp kendize döndüğünüzde anlayacaksınız. Oysa acımalıydı canım o vakit , diyeceksiniz. Hislerimin ve hücrelerimin varlığını fark etmem adına canım acımalıydı diyeceksiniz. Sonra ne mi olacak aylardır sürdürdüğünüz her şeyi eylemi yapmayı keseceksiniz. Yavaş yavaş hareket edeceksiniz, tıpkı ne söyleyeceğini unutmuş bir insanın hareketleri gibi. Siz de ne yapacağınızı bilmediğinizden yavaş yavaş atacaksınız acı boşluğunun içindeki eylemlerinizi. Ne çok gereksiz günler doldurduğunuzu o an fark edeceksiniz. Daha basit yaşamayı öğreneceksiniz. Başımıza her ne geliyorsa korkularmızdan dolayı geliyordu, hayatın tam ortasına dalamamaktan. Oysa eşikte cereyan yapıyordu her şey. Biz hala kendimizi yaşam alanına atabilmiş değiliz. Çok sevdiğim şair bir arkadaşım var. Hassas bir kadın, sürekli kahkahalar atan, değişik şapkalar takıp bir elinden sigarasını öteki elinden viskisini düşürmeyen bir şair kadın. Hala aşık olan, olduğunda canını çok acıtıp sonra o boşluğu hemen ardı arkası kesilmeyen eylemlerle dolduran kendisine çok düşkün şair bir kadın... Şiirlerinin tekinde ana renklerin dört olduğunu iddia etti. Kimse ama kimse ona biraz olsun inanmıyor. Bir cisim güneş ışığında depo olmus renkleri, yansutmayıp yutuyorsa siyah, eğer tümünü yansıtıyorsa beyaz olarak görünür. Şair kadını yargıladılar. Oysa kanıtlayabilirdi düşüncesini. O kadın cismin yuttuğu renkleri kusturmayı başarmıştı. Yargılanmasının tek sebebi çoğunluktan farklı bir gerçeğe sahip olmasıydı.Hepimiz kendi gerçeğimizi yaratırız, geriye kalan insanlar o gerçeği yargılar. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| İlk Sin |
| Biyografi |
| Eti Zihne Dönüştürenler (Şiir-Sin) |
| Biri-kim?(Deneme- Sin) |
| Bellekten Kesitler(Hikaye- Sin) |
| Dökülenler ve Saçılanlar ( Günce - Sin) |
| Ziyaretçi Sin |
| Anke Sin |
| Ulaşım Sal |


