|
Yazar Sinem Sal
|
|
14 04 2009 |
|
Sesler, yüzler ve ayaklardan geçiyorum Yanına gelirken ve getirirken sancılarımı karnımda Heyecanla açılacak kapılar bekliyor insan Yolların üstündeyken Baharat kokan sokaklardan geçiyorum Tenimde zamansız açmış bir sarmaşık Boynuma ve boğazıma dolana dolana Soğuktan korur sanıp koparıp atmıyorum Oysa insanlar, etrafta bulanık akan kalabalıktan artanlar Seni zamansız buduyorlar kollarından Bundan hiç açılmıyorsun bana Bense Bir yaprağın su sıkıntısında boğuluyorum Hani diyorum birkaç adım daha gitsem Çöl, kahvenin renginden usansa da Bir yerde terk etse iklimini Ben boynumda sarmaşıklarla koşturmasam Hani hiçbir şeyi değiştirmeden Olduğu ve kaldığı gibi bırakabilsem Kendine göre bir kıyı arıyorsun, bilmiyorsun: Gemiler karaya sadece dinlenmek için yanaşır Şimdi aradan yıllar geçmiştir Sis ve pus içinde Olsa olsa buzdur ellerimden kayan Buz ki ya kırılır ya erir eksik bir anı dokunur yanağımın boşluğuna ne yapsam ve ne etsem anımsayamam... -Dilerim dokunmuştur küskünlüğün Unuttuğun zamanlara Küskünlük közdür, eritir Suskunluksa körüktür Üflesen bir dua, bir de yangın kalır Geriye Ben olmasam kim, ne için ve niye anlatsın ki seni boynumda sarmaşık dalları büyüten kökü, dün gece kestim! Sinem Sal
|