Kategoriler
| İlk Sin |
| Biyografi |
| Eti Zihne Dönüştürenler (Şiir-Sin) |
| Biri-kim?(Deneme- Sin) |
| Bellekten Kesitler(Hikaye- Sin) |
| Dökülenler ve Saçılanlar ( Günce - Sin) |
| Ziyaretçi Sin |
| Anke Sin |
| Ulaşım Sal |
Giriş Formu
Arama
istatistikler
Üyeler: 141Haberler: 113
Linkler: 0
Ziyaretçi: 32434
| Kabuksuz | E-Posta |
| Yazar Sinem Sal | |
| 12 02 2009 | |
|
Kırmızı’nın Bir Ton Açığı’na;
Ağır kapı , mum dibi gölgesi Aralığından mı sızıyor rüzgar Ne ki derdi söndürmeye niyetli Mi bu esen , ben ses sanmıştım kendisini Boğazıma kaçmış dünden kalma bir inci ve Midyenin kabuklu yeri gibi dilleri geçmişin Kapandıkça kapanıyor kapı kendi üstüne Nefes mi söndüren mumu Nefessizliği mi kapı ardı yalnız kalan odanın Göremeden kapanıyor işte kalıyor bir başınalığı Ağır kapı, mum dibi gölgesi
Gözlerimin altındaki torbalara gömüyorum Ve açmaya niyetim bakmaya isteğim yok Sansınlar diye uzak düştüm biliyorum Hepimiz ki bir merdiven boşluğu aradık Karanlık ve dar geçitlerden sürtündük diye mi geçtik yoksa hepimiz biraz ince miydik, nedendi diye sormadan döktük torbanın içindekileri - Sevmen için - Geçmen için - Kazanman için diye değil bu yollar der gibi kulağıma eğilen ses dizginlerini ele geçirdi sırtında koşan terlerin kuruttuk biz suları, dökülmeden hiçbir nehir hiçbir denize
titreyen bir tüy, ılık bir nefes uzak değildi başta oysa, kesilmeden aralıktan sızan nefes
musluğum pas tutmaz da ne şimdi akıyor deliğin sonu kendine gider gibi boşalması doldurmak demektir gün eksilir, gün eklenir ya öyle eksilen gün de ömründen eklenen de der gibi kulağıma eğilen ses ellerime begonya tohumları bırakıyor açsa açsa ne sığar insan avucuna herkes sonsuz bahçeler düşlüyor
bu olsa olsa dağılmasıdır sisin, görmüyorsun ki sen ellerimden akan o bal rengi kıvamsız ve kıvrımsız , dolanmadan boşalan suları emmeden bilmelisin tadını yutkunmak tadını kaçırmaktır lokmanın, bilmiyorsun
ağır kapı, mum dibi gölgesi yok, hayır, geçiyor olmalı kapımdan bir kadın, elinde begonyalar açan düşünde bahçeler kurutmuş soluksuz ve duraksız koşmuş diye mi geçmiş geniş yollardan bitirmiş sokaklarını, göremeden kaçmış ve gitmiş içinde uyuduğu odalardan zihnindeki elindekiyle bir değilmiş gibi bakakalmış göz altı torbalarından dağılanlara toplasa toplasa yalnızlık ardı parçalanma ki bu üremek olmalı, doğurmak mı nedir rahminde biten gözlerin bir kıpırdanma ki boşalamıyor son gününde bile
ağır ağır kapanıyor kapı nefesi olmalı rüzgarın , ses değil olsa olsa uğultu, begonyalar dağılır uçsa uçsa solgunluk kalıyor gittiği yere gölgesi yok mumun , kapanıyor kapı karanlık, karanlıkta gölge olmaz nefesi diniyor ışığın
ötekileşiyoruz giderek dar geçitlerde yollar genişti bilemedik kaçmayı dilerken üstüne bir bardak su boşalmış kırmızı gibi dağılır günlerin, biterken
benim tüm derdim ağır kapıyla açılmayı bilmeden kapandı kendi duvarına
- Ah, değişir rengi suda boğulmuş kırmızının tonu Hepimiz beyaz geldik, açık dönelim diye bu ağlamalar Kalsa kalsa iki çift söz: ağır kapı, yanık koku Bundandı düş(ün)meden harcaman İki kelimeyi bir yaraya getirdim, oku: Zaman.
Sinem Sal
Sinem Sal
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
